Bugün sizlerle “Helva olmak ne demek” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.
Kayseri’de Bir Kış Akşamı ve İlk Helva Kokusu
Kayseri’nin kışı başka olur. Soğuk sadece dışarıda değil, insanın içine de sızar. O gün kar ince ince yağıyordu. Gökyüzü sanki bir şey anlatmak ister gibi sessizdi ama bir türlü konuşamıyordu. Evimizin camına vuran buğulu ışıkla birlikte mutfaktan yayılan o tanıdık koku, yıllar sonra bile unutamayacağım bir anı başlattı içimde.
O yaşlarda 25’ime yeni basmıştım. Günlük tutmayı bırakmamıştım ama artık kelimeler eskisi kadar düzenli değildi. Duygularım daha karmaşık, daha düzensizdi. Her şeyi anlamlandırmak isterken daha çok kayboluyordum. İşte o gün de kaybolduğum günlerden biriydi.
Mutfakta büyük bir tencere vardı. İçinde kavrulan unun kokusu, tereyağının sıcaklığıyla birleşip evi dolduruyordu. Annem ve halalarım sessizce çalışıyordu. Konuşmalar azdı ama bakışlar çok şey anlatıyordu. O gün bir şey eksikti evde, herkes bunu biliyordu ama kimse söylemiyordu.
O evin içi
Evin içinde garip bir düzen vardı. Sanki herkes aynı acının etrafında dönüyor ama kimse doğrudan o merkeze bakmıyordu. Kaşıkların tencereye vurduğu ses bile fazla yüksek geliyordu. Bir yandan helva karıştırılıyor, bir yandan geçmişin yükü ağır ağır ocağın üstünde eriyordu.
Ben mutfağın kapısında durup izliyordum. Bir şey yapmıyordum ama içimde fırtına vardı. O an fark ettim ki bazı acılar bağırmaz, sadece kokar. Kavrulan unun kokusu gibi… içine işler, çıkmaz.
Helva olmak ne demek?
O gün ilk kez düşündüm: Helva olmak ne demek?
Sadece un, yağ ve şekerin birleşmesi mi? Yoksa bir kaybın ardından insanların bir araya gelip sessizce bir şeyi kabullenmesi mi?
Benim için o gün helva olmak, dağılmak demekti. Bir arada tutunamamak ama yine de bir bütün gibi görünmekti. İçimde ne varsa eriyordu sanki. Bir yanım güçlü kalmaya çalışırken, diğer yanım sessizce çözülen bir şeker gibi yok oluyordu.
Dışarıdan bakınca herkes normaldi. Ama içeride, kimse tam değildi.
Cenaze sonrası mutfak
Dedem o sabah vefat etmişti. Haber geldiğinde kimse yüksek sesle ağlamadı. Sadece bir sessizlik oldu. O sessizlik, bağıran her şeyden daha ağırdı. Gün ilerledikçe ev dolmaya başladı. Komşular, akrabalar… Herkes bir şey getiriyor, bir şey yapıyor ama asıl yükü kimse taşımıyordu.
Helva kavrulmaya başladığında zaman farklı akıyordu. Sanki saatler değil de duygular ölçülüyordu. Her karıştırmada bir anı daha tencerenin içine düşüyordu.
Annem ve kadınlar
Annemin yüzüne bakıyordum. Gözleri kızarmıştı ama ağlamıyordu. Halam bir şey anlatırken sesi titriyordu. Ama kimse tam anlamıyla çözülmüyordu. Herkes kendini tutuyordu. Sanki dağılmak yasaktı.
Kadınların sessiz dayanışması o gün çok netti. Birinin elinden kaşık düşse diğeri alıyordu. Birinin bakışı boşluğa kaysa diğeri onu topluyordu. Helva sadece mutfakta değil, insanların arasında da karılıyordu.
Benim içimde dağılan şey
Ben o mutfağın köşesinde dururken içimde garip bir kırılma hissediyordum. Dışarıdan güçlü görünmeye çalışıyordum ama içimde hayal kırıklığı büyüyordu. Çünkü dedemi son zamanlarda yeterince görmemiştim. Hep “sonra giderim” demiştim. O “sonra” hiç gelmemişti.
İçimde sürekli aynı cümle dönüyordu: Keşke.
Keşke daha fazla zaman ayırsaydım. Keşke o son sohbeti daha uzun tutsaydım. Keşke…
Ama helva gibi, o “keşke”ler de eriyordu. Yavaş yavaş zihnimde çözülüyor, ama tamamen yok olmuyordu.
Hayal kırıklığıyla yüzleşmek
Hayal kırıklığı insanın içine çöken en sessiz şeydi o gün. Bağırmıyordu, sadece ağırlık yapıyordu. Sırtımda değil, göğsümde taşıyordum onu. Nefes alırken bile hissediyordum.
Bir yandan “hayat devam ediyor” cümlesi söyleniyordu evin içinde. Ama kimse gerçekten devam etmiyordu. Sadece hareket ediyorduk.
Helva ve hatıra
Helva dağıtılmaya başlandığında herkes küçük bir kaşık aldı. O an fark ettim ki bu sadece bir yemek değil. Bu bir hatırlama biçimiydi.
Dedemin en sevdiği şeylerden biri helvaydı. Özellikle sıcak, yeni kavrulmuş olanı. Çocukken bana da sık sık yedirirdi. “Tatlı şeyler insanı ayakta tutar” derdi.
Şimdi o tatlı şey, onun yokluğunu hatırlatıyordu.
Dede
Dedemi düşündüm. Bahçede oturuşunu, sessizce gazete okuyuşunu, bana bakarken gözlerinin içindeki o yumuşaklığı… Hepsi bir anda mutfağın içinde dolandı sanki.
Helva kaşığı ağzıma gittiğinde boğazım düğümlendi. Tatlıydı ama ağırdı. Sanki sadece şeker değil, anılar da vardı içinde.
O an anladım ki bazı tatlar sadece damakta değil, kalpte kalıyordu.
Umarız “Helva olmak ne demek” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Ibiloglunakliyat ailesiyle kalmaya devam edin!
Bir kelimenin ağırlığı
“Helva olmak” artık benim için farklı bir şeydi.
Bir yandan dağılmak, bir yandan bir arada kalmak. Bir yandan yok olmak, bir yandan hatırlanmak. İnsan bazen tam olarak böyle oluyordu.
Hayatın içinde kırıldıkça, eridikçe, yeniden bir şekle giriyorduk. Ama hiçbir zaman eskisi gibi olmuyorduk.
O gün, helva sadece mutfakta değil, içimde de pişiyordu.
İçimde kalan sessizlik
Bunu da Okuyun: Karan adı ne demek ?
Gecenin sonunda ev biraz boşalmıştı. İnsanlar gitmiş, sesler azalmıştı. Ama mutfakta hala o koku vardı. O koku gitmiyordu.
Yatağıma uzandığımda gözlerimi kapattım. Ama uyuyamadım. Çünkü zihnimde aynı soru dönüyordu:
Helva olmak ne demekti?
Belki de cevap basitti. Bir şeyi kaybettikten sonra bile onunla yaşamaya devam etmekti. Dağılmak ama tamamen yok olmamak. Acının içinde tatlı bir iz bırakmak.
Ve belki de en önemlisi, insanın kendi içini karıştırmaya devam etmesiydi.